31 Aralık 2010 Cuma

Gidene bye bye, gelene hay hay.....

Bağıra bağıra gidiyor 2010 yerini 2011'e bırakarak. Yeni yıla girerken büyük bir heyecan içinde; beklentilerimiz, umutlarımız, dileklerimiz...

İnşallah hepimiz için mutlu, sağlıklı, başarı dolu bir yıl olur.

Geçen yıl hiçbirşeyin farkında değildi miniğim.

Ama artık büyüdü. Kocamannn bir kız oldu...


Yinede anlam veremedi, onun tabiri ile yılbasss ağacın üzerindekilere:)))


Nehir Naz'ım
Geçen sene 31 Aralık gecesi saat tam onikiyi vurduğu zaman ilk defa dileklerim kendimle ilgili değil de seninle, geleceğinle, yaşayacaklarınla ilgili olmuşdu. O an daha iyi anlamıştım bende değiştirdiklerini...

31 Aralık 2008... Sabırsızlıkla beklediğim...
31 Aralık 2009...Bebeğim, birtanem, 11 aylık...
31 Aralık 2010...2 yaşına girmene sayılı günler kaldı..

Seninle ilgili dileklerim hep aynı kızım. Allah yolunu ve bahtını açık etsin...

Hepimize MUTLU YILLARRRR:)))))

29 Aralık 2010 Çarşamba

ayyyy ne zormuş.....

Tekrar merhaba;

Bir hafta sürdü kendimi toparlayıp, mantıklı düşünmem. Hiç beklemediğimiz birşey olduğu için şoku biraz zor attık üzerimizden.

Meşhur Atasözümüz "doğduğun yer değil, doyduğun yer"
Napalım bu sefer piyango bize vurdu. İşten çıkarılsaydık daha mı iyiydi? Silkindim, kendime geldim. Ülkemizde işsizlik problemi almış başını yürümüşken benim tayine üzülmek gibi bir lüksüm olamazdı. Gereği neyse onu yapacaktık. Tedaş ve Tekel'de çalışanları aklımızdan çıkarmamamız lazım. 

Dün gittik Çorum'a. Ev baktık ama bulamadık. Arkadaşlar araştıracaklar bizim için. Ucunda ölüm yok ya, Allah dermansız dert vermesin. Yine yakın gittiğimiz yer, 2,5 saat. Ya çok uzak bir yere gitseydikleri düşünüp kendimi teselli ediyorum.

Bir önceki postuma yorum yazıp bana destek olan, tavsiyede bulunan bütün arkadaşlarıma; mail ve telefonları ile beni yalnız bırakmayan Şebnem ve Elçin arkadaşıma çok teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız.

Bu arada L A F A N İ N O beni mimlemiş. Teşekkürler arkadaşım, ilk mimimi en kısa zamanda cevaplayacağım.

24 Aralık 2010 Cuma

Ne olacak şimdi:((((

Bizim tayinimiz çıktı, Çoruma.... Kızım ne olacak şimdi. Burada anneannesi bakıyordu ne güzel... Offffffff offfffffff kreşe karşıyım, eeeee üçünde iş başı yapmamız lazım. 

Nereden bulacam bu kadarcık zamanda bakıcıyı. Hadi buldum diyelim nasıl güvenecem ben hiç tanımadığım o kadına....

Allahım sen yardım et bize:((((

22 Aralık 2010 Çarşamba



Şu ortada gördüğünüz (dizideki karakterden bahsediyorum) adi adam var ya.. Ailenin reisi!!! O dört çocuğun babası!!! Suratsız...Allah onu bildiği gibi yapsın, ona başka diyecek sözüm yokkkk...

Salı gecelerimin vazgeçilmezi Osman... Öyle çok dizi izlemem. Aslında karşı olduğum için değil malum sebep Nehir Naz. Dizinin 2. bölümünün fragmanına rastladım televizyonda. Osman "babaaaaa" diye bağırıp, ağlıyordu. İçim parçalandı ve izlemeye kara verdim.

Keşke vermeseydim...Her salı ben salya sümük ekran başında. Olumsuz birşey olmasına gerek yok...O masum, çaresiz, ne yapacağını bilmeyen çocuk beni perişan ediyor.

Dün ki bölüm; aile yine perişan, çocukların hepsi ayrı sorunlu, baba sevgilisiyle mutlu,mesut!!!

Hep söylerim bunu sevgiye saygım sonsuz. Olabilir şeytana uyarsın, sevebilirsin başkasını ama erkek gibi gel anlat bunu. Karını ve çocuklarını madur etmeden ne b.k yiyorsan yeee... Ama yok bunda nerde o erkeklik? Birde yaptıkları yetmiyormuş gibi çocuklarını polis zoruyla oturdukları evden attırdı.

Attırdı da ne oldu. Ohh içim ferahladı büyük oğlan evi yaktı:))) Kimseye yar olmadı ev. Asıl beni deli eden durum bundan sonra ortaya çıktı. İnanamadım. Baba oğlundan şikayetçi oldu.

Türk Ceza Kanununda bile anne/baba suçlu çocuklarını saklarsa bu sebepden dolayı ceza almazken, sen nasıl kendi evladından şikayetçi olursun be adam...

Ve bir baba nasıl yaptığı her iyiliğin peşinden bir şart koyar. Ne iyiliği yaaa onlar senin ailen ve yapmakla mükellef olduğun görevlerin var.

Bizim bu muhteşem baba! oğlu hakkındaki şikayetini geri alacak ama bir şartı var; Osman'ı istiyor...Allah'ın gerizekalısı annesinden ayıracaksında ne olacak, çok iyi bir babaymış gibi...

Bakalım haftaya ne olacak? Anne nasıl bir karar verecek? Bir nevi 2 evladı arasında tercih yapmaya zorlandı. Ben sonuna kadar annenin yanındayım ve güveniyorum ona. Eminim verecektir ağzının payını...

21 Aralık 2010 Salı

Olağan gece nöbetlerimizden biri....

Gecenin in yarısı ağlayarak fırladı . Tek söylediği  "anneeeeee deliyooooooo, anne deliyoooooo"

Geliyor da kim geliyor?

Çok sonra anladım ki gelen kurtmuş:))) Ne işi olur 22 aylık çocuğun kurtla?

Hemen ampül yandı.... teyzesiiiiiiiiiii

Ahh mehtap ahh...

Geçenlerde Nehir Naz'ı ben uyutuyum demiş ve aradan 20-25 dakika geçmeden geri gelmişlerdi. Ne oldu? diye soruncada: "eee hikaye bitti kırmızı başlıklı kızı anlattım uyumuyor."

İşte anahtar kelime "Kırmızı Başlıklı Kız"

Tabiii oturdu benim canım kardeşim eni konu anlattı hikayeyi. eeee sonunda yedi anneanneyi kurt:)) İşte bütün mesele bu.

Hemen ikna turlarına başladım. Çabuk ikna oldu benim akıllı kızım.

Geçen gün yine anneeee kuyttttt demez mi... Olamaz tekrar başa döndük diye düşünürken...

Televizyonu gösterdi bana:

Anne bakkkk kuyyttt  oymandaa  oymandaa:)))))

Çıkarılacak ders: Bir daha teyze Nehir Naz'a hikaye an-lat-ma-ya-cak.....

20 Aralık 2010 Pazartesi

Şöhret basamaklarını ağır ağır çıkarken!!!!



Ayyyy ayyyyyyy ayyyyyyyy....

Sanırım bende ünlü olmak yolunda ilerliyorum. Bakarmısınız bloğum cimcimeblog'da. Teşekkürler...

Ne dersin Deli Anne ? Bende araladım mı şöhret kapısını?

Bloğumun varolma sebebi kızıma, bu fikri bana veren Şebnem'e de ayrıca teşekkürü bir borç bilirim. (Sanki oskar aldım. Ne havaya girdim ama:)))))

Hazır olun arkadaşlarrrrrrrr. Dolu dizgin geliyorum:))))

19 Aralık 2010 Pazar

Yok yokkk... kesin haberleri yok:)))

Ayyyyyyyyyy baydı bu bebelac beni. Mesaj gelip duruyor. Ne diye üye oldum bilmiyorum ama sanırım o zamanlar yenice heves ne yapacağımı şaşırmış durumdaydım, ondandır. Oysa kızım hiç yemedi bu hazır mama tarzı ürünlerden.

Geçen gün gelen mesaj:

Gön: Bebelac

Nehir Naz 2 yaşına girmek üzere, artık oyuncaklarını toplarken ondan yardım isteyebilirsiniz.

Hıııııı, okey. Uygula dedi içimdeki ses:

Kızımmm gel yavrum oyuncaklarını birer birer sepete koyalım..(Gayet şirin, sevecen anne pozlarında)
ı-ıhhhhhh, sen topla (gayet sert ve kesin)

Bugün gelen mesaj:

Bebeğiniz 2 yada 3 kelimelik cümleler kurmaya başlayabilir. Bebeğiniz kendini kısa yoldan ifade edebilir.

Allah Allahhhh ya bu bebelac benimle dalga geçiyor ya da onlar zamanın biraz gerisinde kalmışlar, günümüz bücürlerinden haberleri yok.

Anneeeee bana şu veyyyyyy, bibron diğilllll bardakla pembe pipetli bardakla.....

Hadi buyurun.... tam 10 kelimelik uzuncaaaa bir cümle.

Mesaj atacam şimdi bebelac'a benim çocuğumda bir gariplik mi var acaba?

18 Aralık 2010 Cumartesi

Anneee şeviyoooom

Bundan çok değil yaklaşık beş sene önce sevgi çok farklıydı benim için. İnsanın içini acıtan, ızdırap veren, üzen, kahreden... Yani kısaca bildiğim bütün kötü duygular=sevgi.

Sonra sanırım Allah çektiğin bu kadar sıkıntı yeter artık deyip beni ödüllendirmeye karar verdi ve Eylül 2007'de Alpay girdi hayatıma. 20 Haziran 2008'de evlendik. Ve işte asıl sevgi neymiş bana öğreten kızımı 27 Ocak 2009'da kucağıma aldım.

Dünyanın en büyük mutluluğu bu. Geçen akşam ona yemek hazırlarken arkadan geldi, bacaklarıma sarıldı vee..anneeee şeviyoommm. Gözlerim dolu dolu, aldım kucağıma anne de seni seviyor canım yavrum diye sarıldım. O an içime sokmak istedim Nehir Naz'ı. Ve anladım ki hepsi boş ve yalanmış. İşte dünyadaki en büyük sevgi...

Kızımı uyuttuktan sonra düşündüm. Hani Allah sonu gelen kullardan etsin derler ya. Sanırım bu laf benim için söylenmiş. Şimdi herşey dört dörtlük mü? Tabiki değil. Zaten böyle bir hayat mümkünde değil. Ama artık şükretmem için çok sebebim var. Mutlu bir yuvam, dünyalar tatlısı bir kızım, muhteşem bir ailem ve güzel bir işim var.  

Herşey çok güzel olacak.

17 Aralık 2010 Cuma

eskidendi o çokkkk eskiden

Şöyle karşılıklı geçip, yanında da birer sigara tellediğimiz kahve keyfimiz vardı bir zamanlar kocamla.

Şimdi de var ama ufacık bir farkla:

Kahve içelim diye kendi kendime konuşurken içerden bir ses yükseldi:
Bende içiyommmmmmm kayfiii
Emrin olur yavrum:)))

Bardağa koyup onada verdim biraz kahve:)))Önce karıştırdı...



Sonra bir yudum aldı. Umarım kararmaz!


I-ıhhh bişeyler yerine oturmadı...Bardak kesmedi onu:)))


Şöyle bir yan gözle gülerek fincana baktı...


Sonra bana...Baktı ki tepki yok serbesttir dedi...
Daldırdı kaşığı bu seferde fincana.


Ve.... Yalanmaya başladı,yaşasın fincanla kayfiiii keyfi


Yerim o kayveli dudaklarını ballı lokmam.......

16 Aralık 2010 Perşembe

+ 18

Bu kadarda olmaz ki canım.. Sinirlerim tepemde, saçmalık bu resmen, milletin işi gücüde yok sanırım...

Neden mi?

Tanımadığım biri yüzünden. Gerçi şahsen tanımıyorum ama karakteri belli... Şerefsizin, adi herifin biri işte.

Kim mi bu?

Msn ve face'imi hackleyen o yaratık.

Anlamıyorum yaaa... Neden böyle birşey yapar insanlar? Tamam bankaları çökertiyorsunuz, çıkarınız var da (bunuda tasvip etmiyorum sakın yanlış anlaşılmasın) benim kendi çapındaki hesabımdan ne istediniz? Ne işine yarayacak? Birde kullanıyor inanamıyorum yaaa, ilk icraatı kızımın fotoğrafını kaldırıp yerine güzel bir hatun yerleştirmek olmuş...

Uğraşmak istemiyorum aslında böyleleriyle. Yoksa onu bulurum IP'sinden telekomcuyum ben ama uzun iş savcılık, Ip tespiti, v.s.....

Sonrası....eğer kafayı taktıysa bana ki sebebi nedir anlamadım bir daha hackler beni, kısır döndü devam eder durur. Allaha havale ettim onu. Zavallı...

Bizim ülkemizde insana sevgi, saygı bu kadar mı?

15 Aralık 2010 Çarşamba

Sen iste, annen yapsın...

Hafta sonu kızım hasta, hiç birşey yemiyor ya alternatifler üretip durdum.

Onu yer misin?
yokkkkkkkk...
bunu yer misin?
yokkkkkkk.....
Kızım börek yapıyımı sana yer misin?
Hıııı hııı eveeet (ohhh be)

Sabırsız kızım benim pişmesini bekleyemedi, nöbet tuttu:))))


Sonunda pişti, yaşasın....


Yanına birde tavuk salatası
Bu anneyle babaya içinde mayonez var sen yiyemezsin:)))
Olmasssss ıı-ıhhh


Ohhhhh afiyet olsun meleğim.

14 Aralık 2010 Salı

Tek çocuklu anneler...Ben okudum bir ohhhh çektim:))

Aslında kanayan yaramdır bu, kızımın kardeşsiz büyümesi. Hani derler ya... Doluya koyuyorum almıyor, boşa koyuyorum dolmuyor. Artıları, eksileri araştırıp duruyorum kendi çapımda. Rüya gibi  ye teşekkürler. İşte bir artı daha:

Bu arada küçük bir sır; bu araştırmaları yapıyorum ama asla tek çocuklarla konuşmuyorum. Çünkü onlar hep kardeşsizlikten yakınıyorlar. Teoride tamam ama pratikte hep eksiiiiiiiii...

Tek çocuklar daha mutlu

Yapılan araştırma, tek çocukların daha mutlu olduğunu ortaya çıkardı.
Doç.Dr. Mehmet Engin Deniz, öğretim görevlisi Selcen Aydoğan ile birlikte ilköğretim okulu ikinci kademede öğrenim gören 12 ile 14 yaş arasındaki, 381’i kız, 820 öğrenci üzerinde ‘Benlik saygıları, mutluluk puanları ve umut düzeyleri’ hakkında araştırma yaptıklarını ifade etti. Doç.Dr. Deniz, denek olarak kullandıkları öğrencilerden 55’inin tek, 302’sinin iki kardeş, 174’ünün üç kardeş, 289’unun da 4 ve daha fazla kardeşi olduğunu söyledi. Doç.Dr. Mehmet Engin Deniz, “Çalışmamıza 2009 yılında başladık ve bu yıl içinde tamamladık. Yapılan araştırma sonucunda ailenin tek çocuğu olanların benlik saygılarının, mutluluk puanlarının ve umut düzeylerinin, iki, üç ve dört ve daha fazla kardeşi olan çocuklardan daha yüksek olduğu sonucu elde ettik. Özellikle bu oranın dört ve daha fazla kardeşi olanlarda çok daha düşük olduğunu gördük. Bu da tek çocukların mutluluk puanlarının, benlik saygılarının ve  umut düzeylerinin  daha yüksek olduğunu ortaya koydu” dedi.

Tek çocukların daha mutlu olmasının nedenleri konusunda Doç.Dr. Deniz, şunları söyledi: “Tek çocukların çok rekabetçi bir ortamda yer almamaları, kardeşleri ile çatışma yaşamamaları buna neden olabilir. Diğer taraftan anne ve babaları ile daha yakın ilişkiler kurabilmektedir. Anne, babalar, çocuklarına daha fazla vakit ayırmakta, ilgi göstermektedir. Bu gibi nedenlerden dolayı tek çocukların, daha mutlu, umutlu ve gelecek kaygıları daha düşük olduğunu söyleyebiliriz.”

Doç.Dr. Mehmet Engin Deniz, anne ve babası çalışan çocukların da mutluluk puanlarını araştırdıklarını belirtti. Doç.Dr. Deniz, anne ve babası çalışan çocukların, çalışmayan çocukları göre mutluluk puanları ve umutluluk düzeyinin yüksek olduğunu, özellikle annesi çalışan çocukların umut düzeyi ve mutluluk puanlarının daha yüksel olduğunu belirlediklerini söyledi.

Okul öncesi eğitimin de araştırmada ele alındığını ifade eden Doç.Dr. Mehmet Engin Deniz, okul öncesi eğitim alan çocukların, almayan çocuklara oranla benlik sayılarının, mutluluk puanlarının ve umut düzeylerinin yüksek olduğunun ortaya çıktığını kaydetti. Doç.Dr. Deniz, “Okul öncesi eğitimde, çocukların ileriki yaşantısında daha mutlu olmasına, geleceğe dönük daha umut beslemesine ve benlik sayılarının yüksek olmasına, kendilerini daha iyi hissetmelerine neden olarak, gelecek kaygılarının daha düşük olduğu ve bu sonuçların da okul öncesi eğitimde çocukların kişisel sosyal gelişiminde etkili olduğu ortaya çıktı” diye konuştu.

Pelin Işık
Kaynak : Milliyet

 

13 Aralık 2010 Pazartesi

Hastayız biz....



Bebişim hasta... Yoksa böyle yattığı nerde görülmüş?

Cuma akşamından beri ateşler içinde yatıyor. Bugün doktora gittik buğazı enfeksiyon kapmış. Biraz antibiyotik düzelirmiş. Onu gel sen bana sor, perişan olduk hafta sonu.

Aslında beni tanıyanlar bilir. Ben böyle değildim yaa... Öyle herşeye papuç bırakmayan, biraz vurdumduymaz, olaylardan çok etkilenmeyen v.s....

Ama şimdi bulutdan nem kapıyorum. Hafta sonu çektiğimi anlatamam size. Kaç kere ateşine baktım, kaç kez Allah'ım sana emanet dedim ben bile hatırlamıyorum.

Ateşi biraz yükselse havale geçirecek (Allah korusun hepimizin yavrusunu) diye  aklım çıkıyor. Resmen panik oluyorum anlayacağınız.

Geçen sefer dişi çıkarırken böyle ateşlenmişti. Ben yine panikleyince babaannem "kızım merak etme bizim ailede yok öyle şeyler" deyince içten içe kızdım, ne alaka, çocuğun ateşi var işte diye.

Aldık acile götürdük, doktorda babaannem gibi söyledi. Her çocuğun ateşe direnci farklı olurmuş ve ailesel faktörlerde çok önemliymiş. Eğer ailede yoksa korkmamalıymışım.

Neyse... Bunları biliyorum tecrübeliyim geçen seferden ama bu sefer çocuk yanıyor. Hiçbirşey yaptırmıyor, sadece ateş düşürücü verebiliyorum o kadar. Birde evde yalnızım Alpay nöbette...

Ben bu safsatalarımla kendimi korkuturken birşey oldu olacak diye...Nehir Naz birden anne geliyooooo diye ağlamaya başlamaz mı? Allah'ım yardım et bana.

-Ne geliyor kızım?
-Tavuk geliyooo annee, anneeee gıt gıt gıdakkkkk

Allah'ım kabus görmeye başladı çocuk. Ve ben bilinci yerindemi diye başladım sorulara. Çocuk sülaledeki herkezin adını tek tek söyledi, bildiği bütün renkleri ve sayıları saydı, en son kızım benim adım ne diyince artık çocuğa tak etti demek ki veee...

-offfffffffff manuna ditttttttt

Bunu duyunca silkindim kendime geldim. "Napıyosun kızım sen kendine gel daralttın paranoyalarınla çocuğu" deyip sustum.

Sustum ama onu gelin birde bana sorun. çok şükür şimdi iyi.

Şimdi tecrübeli anneler lütfen cevap verin. Ben mi abartıyorum acaba?

12 Aralık 2010 Pazar

Alırken önce bir durun, düşünün; acaba başıma bela olur mu? diye...

Bir pazar sabahı keyfi yaparken, bunun ilerde işkenceye dönüşeceğini hiç düşünmeden, tv izliyoruz. Hani varya şu değişik düğün, evlilik, bebek, aksesuar programları işte onlardan biri.

Tam ekranda gözüme birşey ilişti ki.... Sunucu anlatmaya başladı ballandıra ballandıra. İşte şöyle güzel, böyle kullanışlı falan filan. Kendinden müzikli, sallanan, mama sandalyesi....

Tam da aradığım gibi deyip, Alpay'a hiç kulak asmadan, hemen internetten sipariş verdim. Aklıma koydum ya kim tutar beni:))))

İki gün sonra kapıda alamet gibi bir koli beliri verdi. Ben acaba yanlış birşeymi şipariş ettim diye düşünürken, yavaş yavaş monte etmeye başladık.

Veeee sonuç;

 











Tamam görüntü çok hoş ama ya kullanımı?

Nehir Naz küçükken biraz kullandık ve o kadar eziyete daha fazla dayanamayıp çıkardık onu mutfağımızdan. O artık kızımın odasında bir dekor diye düşünürken ve kendimi ilerde tv koltuğu olarak kullanır neyse diye teselli etmeye çalışırken;

Dün akşam yemeğine oturmadan önce bizim minik koştu gitti odasına veeeeeee...

-Ben mama sandalye otuyyyyyyyyyy

Ne çare başa gelen çekilir, madem alındı kullanılacak... Tekrar merhaba hareket bile ettiremediğimiz mama sandalyemize:)))

11 Aralık 2010 Cumartesi

Hayvanlar alemi

Deli gibi kızıma oyuncak aldığım o günlerde hediye çeki kazanabilmek için eksik kalan kısmı dolduran önemsiz bir oyuncaktı. Önceleri anlamsız geldi, sonra çözdüm:))

O sol köşedeki butonu çeviriyorsun hangi renk geldiyse ve sen hangi hayvansan pistte o renge kadar ilerliyorsun. Amanda amannnnn.


kaplum, tavsannn, kurbak, balık



civciv, domusss, inek

Ve peşinden anne memeeeeee...İnek görünce kızımın aklına nedense ben düşüyorum:)))

Bu arada bizim birde siyak örümünümüz var. Bilin bakalım o ne ?

10 Aralık 2010 Cuma

Şimdiki nesil böyle...çata çat


"Anne deve çiz " diye kağıdı kalemi kapıp geldi yanıma.

Kendimce çizdim deveyi verdim Nehir Naz'a.....

Şöyle bir baktı...

aaaaaaaa dinonos:))))

Bu kadarda insanın yüzüne vurulmaz ki resimdeki yeteneksizliği....Eşşek sıpası:))))

9 Aralık 2010 Perşembe

Canımın içi hoşgeldin;

Ayyyyyyyyyyy ayyyyyyyyy ayyyyyyy... Benim meleğim işyerine annesini ziyarete gelmiş:))) İyi de yapmış. Annenin iş yerinde napılır? Gelsin kalemler....


eeee hazır dışarı çıkmışken ikinci adres migrosa uğramadan olur mu?


Alış veriş yapıldı kendi kafasına göre; Sürprizzzz...Kocaman bir arslan. Bu ne kızım dedim, arslan gibi kükremeye başladı:))))


Görüyorda hayret yani. Ayı, ayı diye parçalanıyor çocuk. Aldık tabii, şampuanmış.


Alış veriş bitti. Şimdi sıra onları tüketmede:)))
Sütümüzü içtik....


Pudingimizi yedik, birazda şımamarak...


Nehir Naz başladı ellerini çırparak bişeyler söylemeye. Aman Allah'ım Kızım ne diyor biliyomusunuz?

Oyeyyy... Ben çok çokkk  muutuyumm. Annen yesin seni, hep mutlu ol meleğim.

8 Aralık 2010 Çarşamba

Anne yoksa yaşasın Manuna:))))



Anne su.....
Anne süt........
Anne çiş......
Anne deelll....
Anne otuyyyyyy...
Anne oyna....
Anneeee, anneeee, anneeeeeee........

Yeter Nehir Naz anne anne deyip durma kızım.

Hıııı...
Tamam...
Manuna deelllllllll

Hazır cevap kızım benim:)))))

7 Aralık 2010 Salı

İsofixli daha güvenliymiş! haha.. sen annelik içgüdüme anlat gelde onu





Şimdi böyle masum masum oturmasına bakmayın. İlk araba koltuğunu aldığımızda mum tutturmuştu bize. Allah'dan imdadımıza camda köşede bu koltuk benim yazısı varya o yetişdi de az vukuatlı atlattık bu olayı.

Önce 3 ay isofixli koltuk bekledik, Apay'ın aklına uyup. Neymiş arabamızın o özelliği varken neden eski tip koltuk alalımmış. Sonunda geldi ama fiyasko...

Google amca her ne kadar böyle dese de:
İsofix Nedir? Koltuğu araca oturtmak için en yeni ve güvenli sistemdir. Isofix ile koltuk; otomobilin koltuğuna oturmakla kalmaz,aracın tamamlayıcı bir parçası haline gelir.

2 tane demir parçasına güvenip oraya oturturmuyum ben kızımı. Eski düzen emniyet kemeri ile sağlamlaştırılan bir koltuk aldık. Aldık almasına ama test için bir türlü oturtamadık Nehir Naz hanımı.

İlkinde koltuk arkada ben kızımla koltuğun yanında onu ikna çabalarında...Biraz uğraştırdı beni, ağlamasını hiç anlatmıyorum. Ta ki köşedeki yazıyı fark edip okuyana kadar.

Şimdi iki adımlık yerde bile kucağıma gelmiyor.

-Hayıyyy koltuk, bakkkk. (bana camdaki yazıyı göstererek)

Bu çocuk milletinede birşey söylemeye gelmiyor. Hemen koz olarak kullanmaya bayılıyorlar.

6 Aralık 2010 Pazartesi

Benim becerikli kızım:))))

Odaya bir girdim Nehir Naz'ı bu halde buldum. Napıyorsun kızım? demeye kalmadan babası anlattı:

Oyuncağı koltuğun altına kaçmış, bizimki şopaaaaa diye fırlamış oklavayı kapmış mutfakdan.




Bir müddet uğraştı, çıkaramadı oyuncağını. Sinirlendi tabiii. Hiç gelemez böyle şeylere.
Baksanıza yüzündeki ifadeye.



 
Ve........ Başardı benim miniğim.



Zafer kazanmış edası ile, oleyyyy, oleyyy, oleyyyy



 
eeeeee yoruldu biraz, şimdi dinlenme zamanı:))))

5 Aralık 2010 Pazar

yuhhhh yani

Vitrinde gördüm, çok beğendim. Mağaza kapalıydı bakamadım. İnternetten bir inceliyim dedim ki... demez olaydım.



Bu tamda şekli gibi el kadar koltuk ne kadardır sizce? Sıkı durun....Tamı tamına eski parayla 313 milyon.

Nerde yaşıyor bu firma sahipleri, uzayda mı??? Bunların enflasyondan, aç insanlardan, ülkemizdeki açlık sınırının alıp başını gittiğinden haberleri yok sanırım. İnsanlar asgari ücretle (729 milyon) geçinmek için çırpınırken bir koltuk ancak bu kadar pahalı olabilir.

Ama sezarın hakkı sezara...Güzel düşünülüp, tasarlanmış bir parça.

Tam kızımın odasına göre:((((

4 Aralık 2010 Cumartesi

İlk Takipçimiz; Hoşgeldin...

Dün ki yazıdan sonra düşündüm....
Ve artık Mehtap haberdar olsun dedim, eeee arkasından az atmadım blogumda:)))

Aradım canım kardeşimi!
Abartısız on dakika adresi yazdırmak için çabaladım.
Söylediğime söyliyeceğime pişman tavırlarında...
Sonunda başardı, nerden mi anladım?

Aaaaaaaaaaa abla bu ne?
Yerim ben seni....
Ablaaaaa:)))))

Belli ki yazıyı okudu. Allah'dan resimlere takıldı da arkasında atmalara pek aldırış etmedi.

Öpüldün teyzoşşşş.

3 Aralık 2010 Cuma

Kıyılı köşeli olacakmış :))))

Dün Nehir Naz teyzesindeydi. İşten çıktık, kızımı teyzesinden aldık ve eve geldik. Daha kapıdan girer girmez Nehir Naz peee peee diye tutturdu. Anlamıyorum pee ne? Büyük uğraşlar sonucu peenin peçete olduğunu çözdüm ve bir tane peçete verdim. Aman Allah'ım kızım peçeteyi aldı ve başladı sağı solu silmeye. Hemen jeton düştü yine teyzesi bir cinlik yapmıştır mutlaka dedim ve telefona sarıldım.

-Merhaba Mehtap
-Merhaba abla
-Nehir Naz bugün peçeteyle naptı orda?
-Napacak abla su içerken yere döktü bende verdim peçeteyi eline hadi sil kızım yerleri dedim.
-Aferin Mehtap el kadar çocuğa...
-Noluyomuş, sana benzemesin biraz kıyılı köşeli olsun teyzesi gibi, nasıl alışırsa öyle gider...

Ve peşine ekledi: Sen dua et kızın bana benzeyecek, ya ben napıyım benim kızımda aynı sen.hahahaha

eeeee Mehtap bu...Yemeği ocağın üzerinden alıp ocağı silen sonra tekrar pişmesi için koyan ve yemek sıçrayıp ocağı kirletmesin diye başında nöbet tutan kardeşime göre;

 
Evet ben kıyılı köşeli değilim.

Birkaç dakika sonra bir mesaj geldi. İşte o mesaj:

2 Aralık 2010 Perşembe

Bir günümüz...



Dün izin günümdü, kızımla felekten bir gün çaldık.

Nehir Naz park deyince dayanamadım, baktım hava çok güzel gittik parka. Yavrum benim nasıl da eğlendi. Bir saate yakın sallandı, kaydı. Parka giderken migrosun tabelasını gördü. Başladı yine kendi kendine söylenmeye.

-Sen olmaz, akşam babayla, biz payka gidiyosss.

Park maceramızdan sonra eve geldik.
Beraberce pasta yaptık. Akşam çayın yanına.



Akşamda...
Balık keyfimizi diyecek
yoktu. Hanımefendi önce bizimle masada yedi, daha sonra reklam izlemek için geçti televizyonun karşısına "buraya detir" dedi.



İkimiz içinde güzel bir gündü. Kızımla vakit geçirmek harika, canım benim şu şekerliğe bakın. Çok şükür şu nöbet olayıda bitti. Artık bütün hafta sonları bizim. Oleyyyy...

27 Kasım 2010 Cumartesi

Buuuuu maaaaaa altııııı.....



Yaklaşık bir ay önceydi. Eve geldik, Alpay dış kapıyı açarken birden....kızımın bişeyler söylediğini duydum. O yarım yamalak konuşmasıyla, bu maaa altııı diyordu. İnanmıyorum yaaa, kapı numaramızı okuyor.

O anki yaşadığım duyguyu anlatamam. Alpaya baktım, o direk "ne var Manolya 21 aylık çocuk gayet doğal" dedi. Aman kızına nazar değerde neme lazım:))) Çok inanır Alpay nazara ve biz kendi kendimizeyken bile Nehir Naz'ı konuşsam, yaşıtı bir çocukla kıyas yapsam kızar bana.Yok herkezin bünyesi farklıymış, bilmiyormuymuşum genetik diye bişey varmış falan filan.

Şöyle bir düşündüm. Nehir Naz bugün tam 22 ayını doldurdu. Ve yaklaşık 4/5 aydır birden ona kadar hem türkçe hem ingilizce sayıyor, rakamları tanıyor, ana ve ara renkleri biliyor. Geçenlerde annemlere okey oynatmamış. Taşı alıyormuş yerden bizimkiler alma diyince olmassss o yeşil dukuz diyormuş, hepsinin elindeki taşları sırayla okumuş.

Şimdi ben abartmış mı oluyorum?

Anne okumalı, araştırmalı bence. Kızımın gelişim cd leri var. Daha ona hamileyken bir internet sitesinde görmüştüm, biraz araştırıp şipariş vermiştim. Aylara göre hazırlanmış, değişik konularda. Ben bu cd lerin kızıma çok faydası olduğunu düşünüyorum. Nehir Naz altı aylıkken başladı bunları izlemeye ve hala devam ediyor.

Bu arada benim katkılarımıda göz ardı etmeyelim lütfen. Hani taaa anne karnındayken anlıyor çocuk deniliyor ya ben bunun doğruluğuna inanıyorum ve kızım daha karnımdayken onunla konuşmaya başladım ben. Ne yapsak, nereye gitsek hep anlattım, devamlı konuştum kızımla. Hatta artık çevremdekiler dalga geçiyordu benimle. El kadar çocuk amma abarttın diye. Canım kızım şimdi görüyorum ki abartmamışım.

Seni çok seviyorum meleğim...

26 Kasım 2010 Cuma

ohhhhhh beeee:)))

Dün gece eve gittiğimde kızım uyumuştu. Başında bekledim uyansın diye. Aradan biraz zaman geçti Nehir Naz hayıyyyy hayıyyyy diye bağırarak ağlamaya başladı. Allahım bittiğim an..... Malum dün yaşananlar. Hemen aldım kucağıma, öptüm, sevdim, meme emerek uyudu kızım yanımda. Sabaha kadar beraber yattık, normalde olmaz ama neyse:)))

Sabah uyandık yine erkenden. Kahvaltımızı yaptık. Tabii bu arada hayır yok ona, hala dün yaşananların vizdan azabı var içimde. Banyoya girdik, tam bir saat oynadık küvetin içinde. Sonra çıktık hikayeler eşliğinde üstünü giydirdim, şimdi uyuma vakti deyip sallamaya başladım. Bir iki itirazdan sonra uyudu hemen yavrum.

Kısacası günün tadını çıkardı Nehir Naz hanım....

Çok şükür Allah'ım. Kızım bana tavır almamıştı ve sanırım unuttu dün yaşananları. Onu uyuturken derin bir offffff çektim. Bir daha böyle birşey yapmayacağıma dair kendime söz vererek.

25 Kasım 2010 Perşembe

Yapmamalıydımmm:(((

Bugün mesaim 16.00'da başlıyordu. Kalktık kızımla beraber kahvaltımızı yaptık, oynaştık, resimler yaptık, pijamasını çıkarıp bacaklarına kuş çizdik...Güzelce oynadık yani anlayacağınız. Saat 13.30'da anneannemize gittik. Malum bırakıp işe geleceğim. Uyku saati geldi bu arada. Biraz uyutmaya çalıştım "annee kalkamıyomm" diyince tamam kızım uykun yoksa kalk dedim ve kaldırdım.

Tabiii anneanne varken olur mu? Çocuk robotya illa saati geldimi uyuyacak. Ben uyuturum onu deyip odaya götürdü. Bir müddet sonra ağlama sesi duyuldu ve peşinden annem Manolya gel biraz emzir dedi. Tam dalmak üzereyken annem demiş ve ağlamaya başlamış. Aslında bu bi kaçış Nehir Naz için. Emmiyor çocuk yine kalkmaya çalışıyor. Bu arada benim sinirler çıktı tepeme. Bir taraftan kızım uyumak istemiyor, diğer tarafdan annem sıkıştırıyor.

Tekrar kaldırdım biraz oynatıp, sakinleştirmek için ama yok yine ağlıyor, yine ağlıyor. Bu arada annem söyleniyor tabii.

-Annesi evdeye bu çocuk hiç böyle ağlıyor mu normalde, tabii uyku saati geçti huysuzlandı.

Artık tamamen attı tepem ve aldım götürdüm Nehir Naz'ı hemen uyuyacaksın diyerek odaya. Uyurmu çocuk, o ağlıyor ben sallıyorum.

Ve dayanamayıp vurdum eline, poposuna. Nasıl ağlıyor çocuğum. Anne beni dövdü diyerek. Ağladı, ağladı, ağladı....... Sonra annem yine dayanamadı gelip aldı ama kızım hala anne diye ağlıyor. Aldım kucağıma bende ağladım ağlayacam. Annemede sinirlendiğimi belli etmiyorum bu arada.

Neyse biraz oynadık, şımardık, gönlünü almaya çalıştım ama ne çare bir kere vurmuştum.

Geldim iş yerine artık boşaldı sinirlerim ağlayarak msn açtım, inşallah Şebnem açıktır diye dua ederek. Açıktı, anlattım ona olanları teselli etti beni, rahatlattı. Tek derdim bugün olanları kızımın hatırlamamasıydı, unutur dedi. Teşekkürler Şebnem sen olmasaydın bu gün çok ağır geçecekti.

Canım yavrum inan seni çok seviyorum, sen benim canımsın. Canın çok yanmadı değil mi? Hala düşündükçe göz yaşlarımı tutamıyorum. Böyle birşey bir daha tekrarlanmayacak inan bana.

Not : Şebnem kim mi? İnanın bende bilmiyorum, tek bildiğim dünyalar tatlısı bir kadın olduğu. Onu bir başka gün anlatacağım uzun uzun.

24 Kasım 2010 Çarşamba

miğğyossssssssss (Nehir'ce Migros)

Akşam biraz gezdirelim kızımızı dedik. Malum çalışan anne-baba çocuk sıkılıyor evde. Nehir Naz hadi kızım gezmeye gidiyoruz nereye gidelim diye sorar sormaz;

Miğğyossssss demezmi bizim kız. Tokat gibi alternatifsiz bir şehirde başka nereye gidilir ki...Çocuğun zaten iki yer ilgisini çekiyor ya migros ya da park. Biliyor ki; havalar soğuda parka gidilmiyor artık, eee napsın kızım diğer seçeneğe yöneldi hemen. Aslında haksızda değil bakarmısınız;

Neredeyse migrosda büyümüş...




Alem benim kızım yaaa...Benim yorum yapmama gerek yok ki. Arabanın arkasında konuşuyor kendi kendine:

"Park olmass şoğuk, nu (dondurma) yemek yok şoğuk, miğğyoss oleyyyy"

22 Kasım 2010 Pazartesi

popcorn

Kış gecelerinin vazgeçilmezi patlamış mısır...

Yavaş yavaş havaların soğuduğu şu günlerde geçen gece nerden aklıma geldiyse hadi kızım mısır patlatalım mı ?dedim. Nehir Naz bilmediği birşeyi öğrenme hevesiyle evettt dedi.

Başladık beraberce mısırı patlatmaya. İlk tane patladı bizimki korktu, irkildi önce söyle bir geri çekildi. Sonra baktı ki zararsızlar kendi halinde patlıyorlar, başladı zevkini çıkarmaya.

Sıra yemeye geldi.
Ben bilmiş anne edasıyla:
-Bak kızım teker teker alıp yiyeceksin ellerin kirlenmesin, yere dökülmesin olur mu...

Aldık bir kocaman kase mısırı beraberce yemeye başladık.

Önce talimatlara uydu Nehir Naz, birer birer ve yere dökmeden...
Sonra avuç avuç babasına taşımaya başladı mısırları...
Ve finalll.......


Olsun onun gülüşü herşeye değer canım kızım benim...

21 Kasım 2010 Pazar

Yasak kaldırıldı ama.....

Malum bayramdı. Bayram dolayısı ile Nehir Naz'ın kalem yasağı sona erdi. Kavuştu kızım kamına...Ama buna acilen bir çözüm bulmamız lazım diye düşünürken....Alpay elinde bir yazı tahtasıyla geldi alış veriş merkezinde yanımıza.

Sabırsız tabii... Daha eve gitmeden açıldı yazı tahtası.


Evde başladı yazıp, çizmeye.


Son çare bu, bakalım ne kadar işe yarayacak, bekleyip göreceğiz. Çok ısrarcı kalem konusunda. Evimizde çizilmedik nokta kalmadı artık. Koltuklar, sandalyeler ve duvarlarrrrr...

Ne yapsak olmadı, vazgeçiremiyorum. Birde dış baskılarda var tabiii. Çocuğu kalemden soğutacakmışım!..Offf Alpay offf. Kurşun kalemi de kabul etmiyor illa tükenmez kalem olacakmış, yazmıyormuş diğerleri.

Artık tek umudum bu yazı tahtası. Evimizdeki bu görüntülere son vermesi dileği ile;



19 Kasım 2010 Cuma

dondurmaya merhaba dediğimiz günler...



Nehir Naz parkda sallanırken mızmızlanmaya başladı. Bişey istiyor onu anladık da, ne olduğunu çözmemiz biraz zaman aldı. Çocuğun elindeki dondurmayı işaret ediyor. Allah'ım benim kızım büyümüş de dondurma istiyormuş,
eeeee çocuk bu yiyecek tabii ki... Kaçış yok.

Neyse...
Aldım salıncaktan tamam gidip alalım kızım dedim. Tabi ben anneyim giderkende boş durmam.

"Bak kızım o dondurma. Dondurma, havalar sıcakken yenir, kışın dondurma yemek yok hasta olursun ve.... dondurma yerken arada su içmen lazım. Tamam mı bir tanem?"

Nehir Naz'dan cevap geldi:

-hıııııııııııııııı

Bu arada dondurmacıyla aramda geçen diyalog:

-Hoşgeldin abla
-Hoşbulduk... bize biraz dondurma
-Ne kadarlık olsun?
-Çok az bişey kızım için
-Bir milyonluk veriyi mi?
-Tamam

O an öğrendim ki bir milyonluk dondurma kızım için biraz fazla:))) Miktarı biraz azaltıp verdim Nehir'in eline.
Yerim ben seni minik yavrum yemesini bilmiyor... Dudağına değdiriyor bırakıyor, ama öğrenmesi uzun sürmedi.


Ve bizim dondurma maceralarımız bir yaz sürdü. Artık salıncaktan indirebilmek için dondurmayı kullanıyoruz:)))

-Kızım hadi dondurma almaya gidelim.
-eveeeet nuuuuuu.... ve iniyor salıncaktan. (bu arada nuuu dondurma demek Nehir'ce)

Not : Şimdi biz tekrar havaların ısınmasını bekliyoruz, dondurmalı günler için. Ama olmaz ki canım... Kasım ayının ortasında yanıltıyor bu güneş bizi, yaz geldi sanıyor miniğim:)))
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...